Yaşam
Kendilerini Yukon'dan Kırgızistan'a, Côte D'azur'dan İstanbul'a Kadar Uzanan Coğrafyalara Nasıl Sürüklediğini Anlatıyor

Beş seyahat yazarı, bir romana âşık olmanın kendilerini Yukon'dan Kırgızistan'a, Côte d'Azur'dan İstanbul'a kadar uzanan coğrafyalara nasıl sürüklediğini anlatıyor. Agatha Christie'nin Doğu Ekspresi'nde Cinayet romanından ilham alan Marcel Theroux, İstanbul'a bu kitap yüzünden gittiğini söylüyor: "Romanın İstanbul'u sadece kısa bir an geçmesine rağmen şehir benim için bir dönüm noktası oldu. Theroux, Christie'nin mekân tasvirlerinde ayrıntıya girmemesini, dedektif romanlarının enerjisini koruyan bir özellik olarak değerlendiriyor.
Yazarın ilk kez İstanbul'a ilk evliliğinin ardından yalnız başına geldiğini ve şehrin hayatının ikinci bölümünün başlangıcı olduğunu belirtiyor. Christie'nin sık sık kaldığı Pera Palace Oteli hâlâ açık; 411 numaralı süit onun adına ayrılmış ve antika bir daktilo ile romanlarının kopyalarıyla döşenmiş. Theroux, romanın ikinci bölümünde Poirot'nun ziyaret ettiği Tokatlıyan Oteli'nin cephesinin hâlâ sağlam olduğunu, ancak bugün mağaza ve ofis olarak kullanıldığını aktarıyor.
İstiklal Caddesi'nin köşesindeki bu bina, bir zamanlar İstanbul'un en gözde konaklama yeriydi; Christie'nin şehirdeki ilk gecelerini geçirdiği yerdi. Yazar, yakındaki bir arka sokakta Beyaz Ruslar tarafından işletilen bir restorandan bahseder; buranın neredeyse kesinlikle bugünkü İstanbul 1924 adlı mekân olduğunu ve hâlâ Rus esintili yemeklerle aromalı votka servis ettiğini söylüyor. Theroux, Poirot'nun Sirkeci Garı'ndan Paris'e bindiği o meşhur trenin artık çalışmadığını, ancak garın pembe cephesinin o dönemin tren yolculuğunu hayal ettirdiğini ifade ediyor.
Christie'nin İstanbul'u romanda açıkça anlatmadığını, ancak şehrin eşsiz coğrafyasını ve kültürlerini kurgunun temeline işlediğini vurguluyor: "Onun ketumluğu, onun izinden gidenlere kendi keşiflerini yapma özgürlüğü bırakıyor. Jack London'ın Vahşetin Çağrısı romanından ilham alan Theroux, bu kitaba lise İngilizce öğretmeni sayesinde ulaştığını ve Kuzey sevgisinin kelimelere olan aşkıyla iç içe geçtiğini anlatıyor. Romanın kahramanı Buck'ın hikâyesi onu Yukon'a çekmiş; iki yıl sonra Yukon Nehri'ni kaynağından Bering Denizi'ne kadar beş ayda kürekle geçmiş.
Nehrin 2.000 mil uzunluğunda olduğunu ve bazı kollarının kıyıdan kıyıya yedi mil genişliğe ulaştığını belirtiyor. Kitaptaki yer adlarının artık ona tanıdık geldiğini söylüyor: Five Fingers, Little Salmon, Sixtymile. Circle City dışında ilk boz ayısını gördüğünü, Dawson'da London'ın kulübesinin yarısını ziyaret ettiğini (diğer yarısı Kaliforniya'da sergileniyor) aktarıyor. London'ın Dawson'da dokuz aydan az kaldığını ve bu sürenin çoğunu iskorbüt hastalığıyla yatakta geçirdiğini hatırlatıyor: "Onun 'Kuzey Ülkesi' deneyimi, yücelttiği karakterlerin deneyimi değil."
Kaynak: Guardian UK Travel



